İç Meydan Okuma; Bilimcinin Meydan Okuması

Sömürgecilik, coğrafi keşfin ürünlerinden biridir. Coğrafi keşiflere ve sömürgeciliğe yardım edenlerden biri bilimdi. Çünkü bilim(ci) araştırmaları sonucunda önerdiği şeylerde kazanç artışına sebep oluyordu.

Gözlemlenebilecek şeylerden biri insanların neye göre gruplandığıydı. Bunu bilirsek, grupların ayrılıklarından faydalanarak bir şeyler elde edebiliriz, diye düşündük. Eşitsizlik ve farklılıklar bize verimli bir yol sağladı. Yeni kıta ve sömürge kaynaklarımızı anlamak için çokça düşündük ve pek çok yeni disiplin doğurduk. Yeni disiplinlerimizden sosyal bilim ve toplum araştırmaları, insan topluluklarını daha eşitsiz kılan bir paradigmayla yükseldi.

Yaptığımız her gözlem amaçsaldı. Bilim, tarihinde amaçsallıklara ve aracılıklara hizmet eden bir yapıydı.

Bilimciler artık kar veya verimlilik arttırma işinde devletlere ve teşviklere de çalışıyor. Bilimcinin bilimci olarak hayatına devam edebilmesi için bundan kaçış yolu yok gibi. Bu kaçınılmaz duruma rağmen bilimci, tüm bilim algısına meydan okumuştur. Bu konuda bilim de kendi mekanizmalarıyla yardımcı olur.

Bilimi, insanlığı var edecek farklı bir evrim boyutu ve işbirliği kaynağı olarak açıklıyoruz artık. Bilimci de kendi disiplininin değerlerine ve paradigmasına meydan okumaya başladı. Çoğu antropolog, kendi alanlarını ırkçı veya türcü paradigmadan ayrıklaştırabildi. Evrimsel biyologlar uzun bir süre önce evrimi, “güç ve hiyerarşi” odaklılıktan ayrıştırdı. Bunu sağladıkları gözlemler yeni mekanizmaları keşfetmelerine de yol açtı.

Kimi zaman bilimcinin bireysel ve dönemsel çabası, kimi zaman da bilimsel gözlem. Bilim kendisini var etmiş ve fonlamış olan paradigmadan kurtulmuştur. Bilimci, bilimi faydacılıktan farklı algılamaya başlamış, insani değercilik ve farklılıklara saygı konusunda araç edinmiştir.

Bilimsel gözlem, gittikçe kavramsallaşan yapısıyla meydan okumaları kolaylaştırmıştır. Antik çağda bilim daha çok pratik hayata yansıyacak çözümler üzerinde çalışmalıydı. Bu bakımdan antik bilginin doğruluğu pratik uygulama ve fayda ekseninde ele alınırken

Bilimsel metot, kendini taklitten hakikate ulaştırmıştır. Bilimsel metot aklanmıştır!

Önümüzdeki tehlike, teknolojicinin(mühendisin) kendini henüz tahkik etmemiş olmasıdır.

Acaba bilimciler gibi teknolojiciler(mühendisler) de kendi meydan okumalarını gerçekleştirecekler mi? Bir endüstri mühendisi çıkıp sürdürülebilirlikten anladıklarımızı değiştirebilecek mi? Sürdürülebilirliğin gerçek tanımını ve doğasını getirebilecek mi? Bu şekilde mühendisler “çalışan” olmaktan “dönüştürücü” olmak için meydan okuyabilecekler mi? Bilimci gibi olabilecekler mi?

  • Koskoca Newton mekaniğine meydan okuyan bilimci,
  • antropolojinin ırkçı ve batıcı kimliğini önemsizleştirip, antropolojiyi primat kuzenlerimizle ilişkilerimizde bir aktör haline getiren bilimci,
  • sosyolojinin farklılıklardan siyasi starteji oluşturmaya çalıştığı zamanları yok edip, farklı olanı zenginlik sayan bilimci,
  • bilimin sosyolojisini yazan felsefeci,
  • bilim tarihinin rasyonel yeniden inşasını yazan felsefeci,
  • bilimin amaçtan, araç olmaya, araçtan yeni amacına gelmesine, yeni amaçtan amaçları sorgulamaya götüren bilge,
  • yola çıkarken hangi meydan okumayla başlayacağı konusunda kararsızlık duyan teknolojici,
  • bilgi ve dönüşüm aranırken bilgi kaynağı değil dönüşüm ilhamı olan akademisyen,
  • edilgen değil etkin bir tavır sergileyen öğrenci,
  • öğrencisini öğrenmeye gönderirken dönüşümü uman halk,

Kim olduğumuza bakmadan alan ve uzmanlıklarımızda iç meydan okumalarımızı gerçekleştirdikçe, bir şeyler dönüşecek. İç meydan okumasını gerçekleştiren bilim, bize bu konuda en büyük örnek!

Reklamlar

Zinciri Nasıl Kırdım?

Don’t Break the Chain, “Zinciri Kırma” yaklaşımı günlük veya haftalık hedelerinizi listeleyerek karşılarına, onları yaptığınız zamanlar için X işareti koyduğunuz ve bu X’lerin birleşerek(XXXXX…) bir zinciri oluşturduğu bir yöntem.

Bir aydan uzun süredir güzel kazanımlar edindiğim “Zinciri Kırma” uygulamasında başarısız olmaya başlamıştım. Bugün fark ettim ki bu başarısızlığım geçen hafta olan yoğunluğum sebebiyle değildi. Geçen haftaki yoğunluğum sadece bunun açığa çıkmasını sağladı.

Bence başarısızlığımın ilk nedeni günlük hedefler arasında yeterince farklılık sağlayamamaktı. Bazı öğeler orada sadece işaretlenmiş olmak için bulunuyordu.
Hedefler açık ve net olmalıdır. “X yerine Y yaptım, Y’yi yaptığım için X’i yapıldı olarak işaretleyebilirim.” dememek için basit ve emir kipinde ifadeler kullanılmalı. İfadeler emir kipinde olunca ödül/ceza dengesinde ceza daha göze çarpan ve ödül göze çarpan olmaya başlıyor. Bu noktada Taylor Singletary‘nin Writing Great Documentation yazısı dikkat etmemiz gereken noktaları özetliyor. “Zinciri Kırma” yaklaşımının self-documentation tarafını unutmayalım.

Ara Not: Self-documentationa karşılık olarak ne bulabiliriz? Öz-Belgeleme? Öz-Kılavuz?

İkinci sebep gerçekçi olamamak. Ögelerimden birisi günde 1 kelime öğrenmekti. Teorik olarak basit ama uygulama olarak zor bir madde bu. Öncelikli gereksinim kelime akışının olmasıdır. Yani her gün bir kelime hedefi için her gün bir kelime bulmanız ya da böyle bir hizmet almanız gerekir. Bu noktada hedefi büyüttüm ve bir kelimeden bir cümleye geçiş yaptım. Cümle çalışmaları yapmak kelime çalışması yapmaktan daha efektif, belki de bu sebeple böyle bir genişletme yaptım. Ayrıca doğal dil öğrenme sürecine çok yakın oluşu da önemli; ana dilimizi taklit ederek öğreniyoruz, yabancı dili de böyle öğrenebiliriz.
İşin arkaplanında GoodReads’ten günün sözü RSS’sini IFTTT üzerinden Evernote ile eşledim.

Devam eden bu sürecin gerçekçi olmamasının sebebi günümü planlayamamamdı. Belki de gün planım değişince yeterli esnekliği sağlayamamıştım. Planlarım esnek değilken, her gün yapılması için esneklik gerektiren bu ögeyi yapabileceğimi düşünmek gerçekçi olmadığımı gösteriyor.

Son olarak söylemem gerek şey, bu tekniğin performans göstergelerinin(KPI) ne kadar başarılı olduğu değil ne kadar davranışa veya rutine dönüştüğüdür. Eğer benim gibi planlama krizleriyle karşılaşırsanız bunu bunalım kavramıyla/teorisiyle açıklamayı deneyebilirsiniz ya da en başta bazı tanımları yanlış yaptığınızı fark edip itiraf edebilirsiniz.

Bu yazının çok iddialı bir yazı olmasını istemem. Ama aynı şey uluslar ve ülkeler için de geçerli. Kriz durumlarını bunalımla açıklamak mümkün. Hatta bunu geniş bir siyasi saha için başarıyla tanımlayanları görebiliyoruz.
Önerdiğim alternatif kavram herhangi bir nesneye veya fikre nihailik adamıyor. Her şey amaca yöneliktir. Öyleyse bir şey yapılırken her zaman o şeyin “ne için?” olduğunu sormalıyız. Eğer o şeyin iç göstergeleriyle devam edersek, o şeyin içinde bulundukça miyop kalacağız. Levitt’in Marketing Myopia yaklaşımı, “that businesses will do better in the end if they concentrate on meeting customers’ needs rather than on selling products” önermesini vurgularken bahsettiği şey de esas olanı, odağı, nisbeti kaybetmemekti.

O halde bir şeyi davranışa dönüştürme amacını taşıyan bir yöntemin ne kadar başarılı olduğu sayısal(niceliksel) ölçümlemeyle gösterilemez. Ancak niteliksel veya derecelendirilmiş niteliksel(bulanık mantık) olarak ve davranışa dönüşme bakımından incelenebilir.

4.5G Teknoloji ve Hayat Hızı

Çılgınca “fiberliyoruz” sloganları eşliğinde bir futbolcuyla anlaşarak reklam kampanyalarını yürüten operatörü artık hepimiz biliyoruz. Sokak röportajlarında bir albümün ne kadar sürede ineceğini soran muhabirleri de.
“Bir albümü indirmek ne kadar sürer?” diye bir soru sorulduğunda ne düşünmeliyiz? Özellikle mobil kullanımda bu sorunun anlamı nedir? Bir albümü dinlemek 45 dakika veya bir saat sürecekken tüm albümü bir kaç dakikada veya daha kısa bir sürede indirmek önemli bir şey midir?
Farkında mısınız, bir albümü indiriyoruz ama zapping yapıyoruz, okumak için yazılar biriktiriyoruz ama okuyamıyoruz? Bir dakikada bir yıl içinde okuyamayacağımız kadar kitap indirebiliyoruz. Büyüme yaklaşımı, sürekli büyümeyi ve hızı vurguladıkça biz de bunlara uymaya çalışıyoruz. Hız bize ne kadar gerekli?
Söylemlerin ve kelimelerin ruhundan gerçekliğe yaklaşırken sormamız gereken en önemli soru; hız ne içindir?
“Ne için, neden hızlı olmalıyız?”
Sanat sanat için midir, toplum için midir tartışmasını bu konuya modern bir şekilde uygularsak cevabımız “Hız, toplum içindir” veya “hız, hız içindir” olacaktır. Biri yapmamız gereken şeyi nicelendiren bir cevap, diğeri de büyüme yaklaşımı içerisinde devinen ve hedefine varamayan bir cevap.
Ülkemizde yaşanan 4.5G(LTE) geçişinden sonra hız konusunun daha da önem kazandığını söyleyebiliriz. Daha hızlı teslimat istiyoruz, daha hızlı müzik indirmek, daha kaliteli film izlemek. Hakkımız; isteriz!
İsteriz ama unuttuğumuz en büyük şey, daha yüksek çözünürlüklü izlediklerimizi artık daha kalitesiz izlememiz. Eğer bir kişi cep telefonundan klip/video/film izlerken boynunu eğmeden izleyemiyorsa ergonomik olarak kalitesiz bir iştir bu.
Ne kadar ilginç; kimse izlediği şeyi ergonomik olarak izlemek için gayret etmezken, videonun kalitesini dert ediyor!
Hız arayışımız teknolojiyle doğrudan alakalı değil. Bu topraklarda 200 yılı aşkın bir süredir aktiflik/pasiflik, etkenlik/edilgenlik söylemi devam ediyor. Şu sözü duymuş olmalısınız;
Biz sanayi trenini kaçırdık, Sanayi 4.0 ile yakalayabiliriz.
Görünüşe bakılırsa son model telefon satmaktan ve 4.5G paketi üretmekten başka bir teknolojinin gündem olmadığı ülkemizde galiba 4. treni de kaçıracağız. İşte bu yüzden teknoloji kilit bir öneme sahip. Hala büyüme yaklaşımındaki hız unsuru olarak bakıyoruz teknolojiye. Halbuki teknoloji, bilimsel bilginin pratik amaçlar için kullanılması anlamına geliyor. Sözlüklerimiz bir ekleme de yapıyor bu tanıma; “özellikle endüstriyel kullanımda”.
Bilim felsefesi varken neden teknoloji felsefesi olmasın? Baskın algımız büyümeye hizmet eden bir teknolojiden yana ve bunu eleştiren onlarca söylem var. Teknolojiyi var eden inovatif çözümlerin, kar güdüsünü besleme odaklı oluşunu eleştirenler, sosyal inovasyon kavramını öne sürenler ve şehirli yavaş yaşamı savunanlar bu felsefeye bir temel oluştururuyor. Sürdürülebilirlik kavramı ve büyüme eleştirmenleri de bu felsefenin duvarlarını örüyor. Çünkü sürdürülebilirlik veya sürdürülebilir tarım, endüstriyel tarıma kıyasla daha fazla doğal dengenin ve doğal döngünün olduğu bilgi birikimini kullanmayı gerektirir. Endüstiyel olanın yaptığı şey, basit höristikleri(kısa yol) sürdürmek! Endüstriyel mantık “ne kadar x o kadar y derken” sürdürebilir olan x ve y arasındaki doğrusal veya direkt ilişkisel olmayan tüm potansiyel ilişkileri ele alır ve bunu pratik amaçlar için yapar. Tanım gereği teknoloji budur. Mevcut teknoloji mekanizması höristikleri sürdüremez!
Teknolojide höristik çağından rasyonel çağa geçiş yakın!
Hız, hız, hız… Hız için olan hız! Nereye kadar? Çözüm var mı ya da bir alternatif?
Belki endüstriyellikten ve seri üretimden uzak, yavaş yaşamayı, yavaş üretmeyi savunmak. Slow(yavaş) hareketinin bir aktivisti olmanız değil beklenen. Tek istediğimiz şehirli kimliklerimizle biraz düşünmemiz. Bu hız mekanları, şehirler, varoluşumuzu nasıl etkiliyor?
Şehirli kimlik ifadesini Fikir Sahibi Damaklar’dan aldım. Fikir Sahibi Damaklar, yavaş besin hareketinin Türkiye ayağında güzel işler yapar ve der ki; Fikir Sahibi Damaklar, öncelikle “şehirli” bir gruptur. (…) Herkesin içi boşaltılmış bir berekete ikna çok tükettiği günümüzde, aslen, hem şehirli kalıp hem de gerçek gıdalarla hayat kalitemizi yükseltmek mümkündür. Fikir Sahibi Damaklar bilir, şehirli insan tercihini gerçek gıdadan yana yaptığında üretim de iyi, temiz ve adil olacak ve torunlarımıza miras bırakacağımız dünya ancak ve ancak böyle mümkün olacak.
 
Yavaş hareketinin önemli isimlerinden Guttorm Fløistad, hareketin adının uyuşukluk anlamı taşımadığını vurgularken, ciddi bir hız ve modern yaşam eleştirisi yapmış oluyordu.
Kesin olan tek bir şey her şeyin değiştiğidir. Değişimin ivmesi artıyor. Hayata tutunmak istiyorsanız acele etseniz iyi olur. Günümüzün mesajı bu. Ancak temel ihtiyaçlarımızın asla değişmediği herkese hatırlatılmalı. Başkaları tarafından görülme ve takdir edilme ihtiyacı. Aidiyet ihtiyacı. Yakınlık ve itina, birazcık sevgi ihtiyacı. Bu, sadece insan ilişkilerindeki yavaşlıkla verilebilir. Değişimlere hakim olmak için yavaşlığı, tefekkürü ve birlikteliği yeniden edinmek zorundayız. Bu noktada gerçek bir yenilenme hissedeceğiz.
Guttorm Fløistad
Teknolojinin varoluşumuzda devrimler yaratacağı bir gerçek. Bilmemiz gereken şeyse hız arayışının endüstri devriminden önce başladığıydı. Hız arayışının belki de en ilkel örneği kamçılamaktı.