Vatan Paydaşı

Akraba ziyaretleriyle geçen bir bayram gündemim oldu. İstanbul deyince aklıma gelmeyen ilçelerde, kilometrelerce uzaklarda yaşayan bu akrabalarıma giderken toplu taşımayı tercih ettik. Kullandığım toplu taşıma araçlarını(spot: toplu taşıma kullanalım) bir bir değiştirdikçe(spot: toplu taşımanın en çileli yanı araç değiştirmek olabilir ama sürdürülebilir ulaşım için katlanabiliriz değil mi?), giderek farklılaşan yerleşim yerleriyle karşılaşmaya başladım. Bindiğimiz bir otobüste Türkçe konuşan çok az kişi olması ve Türkçe konuşmayan kişilerin sürekli konuşmasıyla bulunduğum yeri ve toplumu sorgulamaya başladım. Karşılaştığım bu farklılığın zenginlik mi tedirginlik mi yarattığı konusunda düşündüm.

Düşünmemim sebeplerinden biri de yabancı dili konuşan kişilerin Türkiye’deki yaşamlarını ve aidiyet hislerini merak etmemdi. Otobüste konuşulan dil Arapça’ydı. Evet düşünmeme konu olan şey Suriye’den gelen misafirlerimiz ya da vatandaş adaylarımızdı.

Arapça konuşmalarını yargılıyor değilim. Zenginlik ve tedirginlik arasında oluşumun sebebi aslında değişen yerleşim yerlerini görmemle de ilgiliydi. Toplumumuz heterojenken yerleşim yerlerimiz(muhit kelimesi karşılıyor) kendi içinde gayet homojen. Kendi içinde homojen olarak gruplaşmış gruplar, il geneline bakıldığında heterojenliği oluşturuyor.

Homojen-Heterojen bir yapı ve homojen bir yapı
Homojen-Heterojen bir yapı ve homojen bir yapı

Homojen ama heterojen olan bir toplum da savunulabilir, bunda ne var?

Şu var ki, gettolaşan bir kalabalık ancak kendi meseleleri konusunda gündem oluşturabilirler. Böyle bir durumda iki grubun ortak bir mesele hakkında konuşmaları zorlaşır. Hatta bir grubun diğer grup ilgili öneriler tehdit olarak algılanabilir. Gruplar kendi içlerinde kaldıkça, sadece kendileri içinde kalmaya da başlarlar.

Demokrasinin dahil edici tavrına göre bir kesim diğer kesim hakkındaki iyileştirmeye ortak olmalıdır. Bundan ötesi, ortak meseleler için bir araya gelmeleri gerekir. Bu noktada sadece bir öngörüm var; homojen-heterojen olan bir yapıda bu çok zor.

Mesele bir de vatandaşlık olunca, bireylerin her biri vatanın paydaşı olarak söz sahibi olur. Eğer söz sahibi olan kişiler paydaşlığı sadece temsili hak olarak taşıyıp, uygulamıyorsa, bu hakkın varlığından bahsetmek mümkün değildir. Yani yazılı olup, uygulanmayan yasalar gibi.

Hatırlayacaksınız, yazılı ancak uygulamada olmayan bir yasanın kaldırılması ülke gündemine gelmişti. Vatanın paydaşı olmayan kişilere “bu vatanı paydaşıdır” dediğimiz vatandaşlığı bahşetmek, lütfetmek, yazılı-uygulanmayan bir örnek olmaz mı?

Bu blogu 6 yıl önce yazıyor olsaydım otobüsteki kişilerin dilinin Kürtçe olduğunu tahmin ederdiniz. Yakın geçmişte Kürt kökenli vatandaşlarımızın(paydaşlarımız) yaşadığı(ya da onlara yaşatılan) homojen-heterojen durumu gündemdi. Yani paydaş dediklerimizi bile dahil edememişken ya da dahil edişimiz sorunsallığını korurken bunları konuşuyoruz. Şimdi de Suriye’den iltica edenler için aynı şeyi konuşuyoruz. Çünkü bu halklardan ve kişilerden bağımsız, yapıyla ve yerleşikliğiyle mevcut bir sorun.

Şehir yapılanması, ulaşım hatlarının konfügrasyonu gibi konular homojen-heterojen yapıyı homojenleştirebilecek düzenlemelerdir. Bu açıdan sorun sadece siyasi değil, sosyo-ekonomik boyutu olan bir sorundur da.

Vatan paydaşlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Son Not: Toplum mühendisliği dediğimiz şey yaklaşık olarak aşağıdaki gibi bir şey galiba.

Grupları Sınıflandırma

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s