Sahtekar/lık Sendromu

Sahtekar/lık sendromu ya da İngilizce aslıyla Impostor Syndrome, insanların başarılarını göremedikleri; başarılarını şans, zamanlama gibi harici sebeplerle açıkladıkları psikolojik sendrom.

Imposter sendromlu birine göre çevresindeki kişiler, bireyin gerçekte olandan daha yetenekli ve zeki olduğunu düşünür. Yani çevredeki insanlar ne söylüyorsa, aslında kişi daha azıdır.

Onlar ne söylüyorsa, söylediklerinin daha eksiğiyim.

Göründüğü gibi olmadığını düşünen insanlar kendilerini sahtekar olarak görüyor. Sahtekar olduğunu düşünen, güveni düşük insanlar, yeterince girişimci ve sağlıklı olamayacağından konunun toplumsal bir boyutu da var. Bu sebeple iş dünyasını hedefleyen dergilerde de bu sendromla ilgili makaleler görmeye başladık.

Peki ne yapılabilir?

İnternette pek çok aşamadan oluşan öneri setleri var. Bence en önemli çözüm adımı Recognize that it exists denen, “böyle bir şeyin olduğunu fark etmek”tir.

Sendromun yapısı da incelenebilir. Diyagramlara bakarak kendimizde hissettiğimiz aşamaları da görebiliriz.

Sahtekarlık Sendromu Döngüsü

Hustle’dan aldığım bu döngüyü Türkçeleştirdim. Orijinali için.

Döngü şu şekilde ilerliyor;

  • Döngünün başlama noktası yapılması gereken bir işle başlıyor.(Sol üstteki kutu)
  • Kendisini yeterli liyakatte görmeyen kişi işle ilgili endişe, kaygı ve kendinden şüphe hislerini yaşıyor. Başarısız olursa gerçek yüzü görünebilir.
  • Bu aşamada iki şey görülebilir;
    • İş öncesinde aşırı hazırlık
    • İşi sürekli erteleme(procrastination)
  • Eğer iş başarılırsa (geçici)ferahlık hissi yaşanır, ama çabalayıp başaramazsa, ya da şans eseri iş düşer ya da tamamlanırsa ferahlık hissi yaşanmadan feedback aşamasına geçilir.
  • İki durumda da pozitif geri bildirim(feed-back) etki etmez.
  • Pozitif gelen bir geri bildirimin bile tehdit olarak görülebilmesi mümkünken, sahtekarlık sendromlu kişiler bu geri bildirim üzerine uzun süreli endişe ve şüphe hisseder.

Durum Ne?

Sendrom, 1970’lerde keşfedildiğinde, sendrom daha çok Afrikan-Amerikan demografik kesimlerinde görülüyordu.

Bugün ise sandığımızdan daha yaygın ve tüm demografik gruplarda görülebilen bir sendrom bu. Milenyum kuşağının(2000’lerde gençlik çağını yaşamış olanlar) %70’inde görülüyor. Yani şu an 30-40 yaş aralığındaki kurumsal çalışanların ve ceoların %70’i bu dertten muzdarip.

Web Önerilerim

  1. Bu konu hakkında Türkçe içerik önermek çok zor. Bulduğum yazılar olayı biraz farklı ve kişisel deneyim çerçevesiden anlatıyordu. Ancak Onedio’daki yazı eğlenceli bir giriş içeriği olabilir. En azından sosyal mecrada paylaşılabilir nitelikte.
  2. Wikipedia makalesi sendromun tarihi ve teorik özelliklerini anlatan güzel bir İngilizce giriş olacaktır.
  3. Google Trends üzerinden arama sıklığına bakılabilir. 2014’te yüksek bir arama oranı görülüyor.

Görsel Kredileri

  • Imposter Syndrome: The Silent Career Killer, Gabe Duverge, Touro University
  • Why 70% of Millennials Have Impostor Syndrome, Breena Kerr, Hustle; tarafımca Türkeçeleştirilmiştir.

Dört Aşamada Pazarlama

Seth Godin’in Marketing in four steps yazısını çevirip, yeniden paylaşmak istedim.

  1. Yapmaya değer bir şey, anlatmaya değer bir öykü, hakkında konuşmaya değecek bir katkı türetmektir.
  2. İnsanların gerçekten faydalanacağı ve ilgileneceği bir şeyler tasarlamak ve üretmek.
  3. Herkesin heyecan duyacağı şey. Bu aşama öykünüzü doğru kişiye, doğru yerde, doğru şekilde anlatacağınız yer.
  4. Son aşama çok sık gözden kaçar: yapmak istediğiniz değişikliği ortaya çıkardığınız, yıldan yıla, sürekli ve çokça, organize ettiğiniz, öncülük ettiğiniz ve güven inşa ettiğiniz aşama…

Godin’in bu blog gönderisinde, insanların isteyeceği şeyi yapma (making things people want) yaklaşımını görüyoruz.

Pazarlama insanlara bir şey istetme konusunda günah keçisiyken Godin’in pazarlamaya dair bütüncül önerileri ümit veriyor.

Seth Godin’in The Dip kitabını okumuş, öz anlatımını beğenmiştim. Blogunu takip etmenizi öneririm. Ortalama okuma süresi 5 dakikanın altında; okumak için harika değil mi?

Teşekkürler Alfa Bilim

Yaz tatilimi okuyarak geçiyorum. Yıl sonunda okumuş olmam gereken 25 kitap (Goodreads Reading Challenge) hedefinin 12 tanesini gerçekleştirmiş durumdayım.

Yılın yarısını biraz geçtikten sonra yıl hedefinin yarısına yaklaşmış olmam hem iyi gittiğimi hem de biraz daha hızlanmam gerektiğini gösteriyor.

Okuduğum kitaplar kurgu-dışı, bilimsel ve felsefi kitaplar. Araya sıkışan bir iki tane tasarımla ilgili kitap da var; “Design of Everyday Things” ve “Whitespace is not your enemy”.

Kitaplarını okudukça beğenimin arttığı Alfa yayınlarının Bilim serisine teşekkür etmek istiyorum. Özellikle Bilim felsefesi kitaplarını da yayınladığı için.

Alfa Bilim’e teşekkürler! Çünkü;

  • Yayın vizyonu okumaktan muradımıza denk geliyor. Yani eğlenceli ve bilimsel.
  • Bilimi sevdirme ve tanıtma işlevini görüyor.
  • Bir alana giriş yapanları ya da uzman olanları aynı kitap veya seriyle birleştirebiliyor.
  • Okudukça okumaya teşvik eden bir yayın portfolyosu var.
  • Bugünün Tübitak Yayınları, yani bir zamanın Tübitak Yayınları gibi…

Bilim serisi editörü Kerem Cankoçak‘a da ayrıca teşekkür ederim.

Hediye gelen bir telefon lensini(balık gözü) denemek için çektiğim fotoğraf
Bulduğum bir telefon lensini(balık gözü) denemek için çektiğim fotoğraf

Popüler yayıncılık ya da kütüphanelerimizin yeni yayınlar alım gücünün düşük olması sebebiyle Alfa-Bilim kütüphanelerde fazla bulunamıyor.

Yani evinizde bir Alfa-Bilim kütüphanesi oluşuyor.

Bir de kitaplar kargoyla gelirken tek seferde sapasağlam gelseydi, okuyucunun okuma deneyimi daha iyileştirilmiş olacaktı. Bu noktada Design Thinking’teki Servis ve Sistem Tasarımı noktaları ele alınabilir.

Alfa-Bilim’in en güzel yanlarından biri de güzel tasarlanmış kitaplar. Kitabın ilk gördüğünüz kısmı olan kapak ve kapağı açınca karşınıza çıkan ilk sayfa bence deneyimlenen en etkili kısımlar. Alfa-Bilim’de ilk sayfa kitabın sırtındaki renkle aynı tasarlanmış. Böylece sayfaların bir arada durmasında yardımcı olan bir sayfa tasarımsal detay olarak kullanılmış oluyor.

Alfa-Bilim’in kapak tasarımları da gayet hoş duruyor. Baktıkça okunmak geliyor içimden.

Bilim ve Felsefeyle…

Not: Alfa-Bilim yayınları’nın görsel bir portfolyosu için bu linki, İBB’ye bağlı kütüphanelerde kitap sorgusu için bu linki kullanabilirsiniz.

2. Not: Kitaplarla ilgili link paylaşırken varsa Goodreads linklerini paylaşmaya çalışıyorum. Yoksa yabancı dildeki kitaplar için Amazon’dan, Türkçe kitaplar için İdefix’ten link veriyorum.

Temel Parçacıklar Temel Parçacıklar Temel Parçacıklar