Teşekkürler Alfa Bilim

Yaz tatilimi okuyarak geçiyorum. Yıl sonunda okumuş olmam gereken 25 kitap (Goodreads Reading Challenge) hedefinin 12 tanesini gerçekleştirmiş durumdayım.

Yılın yarısını biraz geçtikten sonra yıl hedefinin yarısına yaklaşmış olmam hem iyi gittiğimi hem de biraz daha hızlanmam gerektiğini gösteriyor.

Okuduğum kitaplar kurgu-dışı, bilimsel ve felsefi kitaplar. Araya sıkışan bir iki tane tasarımla ilgili kitap da var; “Design of Everyday Things” ve “Whitespace is not your enemy”.

Kitaplarını okudukça beğenimin arttığı Alfa yayınlarının Bilim serisine teşekkür etmek istiyorum. Özellikle Bilim felsefesi kitaplarını da yayınladığı için.

Alfa Bilim’e teşekkürler! Çünkü;

  • Yayın vizyonu okumaktan muradımıza denk geliyor. Yani eğlenceli ve bilimsel.
  • Bilimi sevdirme ve tanıtma işlevini görüyor.
  • Bir alana giriş yapanları ya da uzman olanları aynı kitap veya seriyle birleştirebiliyor.
  • Okudukça okumaya teşvik eden bir yayın portfolyosu var.
  • Bugünün Tübitak Yayınları, yani bir zamanın Tübitak Yayınları gibi…

Bilim serisi editörü Kerem Cankoçak‘a da ayrıca teşekkür ederim.

Hediye gelen bir telefon lensini(balık gözü) denemek için çektiğim fotoğraf
Bulduğum bir telefon lensini(balık gözü) denemek için çektiğim fotoğraf

Popüler yayıncılık ya da kütüphanelerimizin yeni yayınlar alım gücünün düşük olması sebebiyle Alfa-Bilim kütüphanelerde fazla bulunamıyor.

Yani evinizde bir Alfa-Bilim kütüphanesi oluşuyor.

Bir de kitaplar kargoyla gelirken tek seferde sapasağlam gelseydi, okuyucunun okuma deneyimi daha iyileştirilmiş olacaktı. Bu noktada Design Thinking’teki Servis ve Sistem Tasarımı noktaları ele alınabilir.

Alfa-Bilim’in en güzel yanlarından biri de güzel tasarlanmış kitaplar. Kitabın ilk gördüğünüz kısmı olan kapak ve kapağı açınca karşınıza çıkan ilk sayfa bence deneyimlenen en etkili kısımlar. Alfa-Bilim’de ilk sayfa kitabın sırtındaki renkle aynı tasarlanmış. Böylece sayfaların bir arada durmasında yardımcı olan bir sayfa tasarımsal detay olarak kullanılmış oluyor.

Alfa-Bilim’in kapak tasarımları da gayet hoş duruyor. Baktıkça okunmak geliyor içimden.

Bilim ve Felsefeyle…

Not: Alfa-Bilim yayınları’nın görsel bir portfolyosu için bu linki, İBB’ye bağlı kütüphanelerde kitap sorgusu için bu linki kullanabilirsiniz.

2. Not: Kitaplarla ilgili link paylaşırken varsa Goodreads linklerini paylaşmaya çalışıyorum. Yoksa yabancı dildeki kitaplar için Amazon’dan, Türkçe kitaplar için İdefix’ten link veriyorum.

Temel Parçacıklar Temel Parçacıklar Temel Parçacıklar

Reklamlar

İç Meydan Okuma; Bilimcinin Meydan Okuması

Sömürgecilik, coğrafi keşfin ürünlerinden biridir. Coğrafi keşiflere ve sömürgeciliğe yardım edenlerden biri bilimdi. Çünkü bilim(ci) araştırmaları sonucunda önerdiği şeylerde kazanç artışına sebep oluyordu.

Gözlemlenebilecek şeylerden biri insanların neye göre gruplandığıydı. Bunu bilirsek, grupların ayrılıklarından faydalanarak bir şeyler elde edebiliriz, diye düşündük. Eşitsizlik ve farklılıklar bize verimli bir yol sağladı. Yeni kıta ve sömürge kaynaklarımızı anlamak için çokça düşündük ve pek çok yeni disiplin doğurduk. Yeni disiplinlerimizden sosyal bilim ve toplum araştırmaları, insan topluluklarını daha eşitsiz kılan bir paradigmayla yükseldi.

Yaptığımız her gözlem amaçsaldı. Bilim, tarihinde amaçsallıklara ve aracılıklara hizmet eden bir yapıydı.

Bilimciler artık kar veya verimlilik arttırma işinde devletlere ve teşviklere de çalışıyor. Bilimcinin bilimci olarak hayatına devam edebilmesi için bundan kaçış yolu yok gibi. Bu kaçınılmaz duruma rağmen bilimci, tüm bilim algısına meydan okumuştur. Bu konuda bilim de kendi mekanizmalarıyla yardımcı olur.

Bilimi, insanlığı var edecek farklı bir evrim boyutu ve işbirliği kaynağı olarak açıklıyoruz artık. Bilimci de kendi disiplininin değerlerine ve paradigmasına meydan okumaya başladı. Çoğu antropolog, kendi alanlarını ırkçı veya türcü paradigmadan ayrıklaştırabildi. Evrimsel biyologlar uzun bir süre önce evrimi, “güç ve hiyerarşi” odaklılıktan ayrıştırdı. Bunu sağladıkları gözlemler yeni mekanizmaları keşfetmelerine de yol açtı.

Kimi zaman bilimcinin bireysel ve dönemsel çabası, kimi zaman da bilimsel gözlem. Bilim kendisini var etmiş ve fonlamış olan paradigmadan kurtulmuştur. Bilimci, bilimi faydacılıktan farklı algılamaya başlamış, insani değercilik ve farklılıklara saygı konusunda araç edinmiştir.

Bilimsel gözlem, gittikçe kavramsallaşan yapısıyla meydan okumaları kolaylaştırmıştır. Antik çağda bilim daha çok pratik hayata yansıyacak çözümler üzerinde çalışmalıydı. Bu bakımdan antik bilginin doğruluğu pratik uygulama ve fayda ekseninde ele alınırken

Bilimsel metot, kendini taklitten hakikate ulaştırmıştır. Bilimsel metot aklanmıştır!

Önümüzdeki tehlike, teknolojicinin(mühendisin) kendini henüz tahkik etmemiş olmasıdır.

Acaba bilimciler gibi teknolojiciler(mühendisler) de kendi meydan okumalarını gerçekleştirecekler mi? Bir endüstri mühendisi çıkıp sürdürülebilirlikten anladıklarımızı değiştirebilecek mi? Sürdürülebilirliğin gerçek tanımını ve doğasını getirebilecek mi? Bu şekilde mühendisler “çalışan” olmaktan “dönüştürücü” olmak için meydan okuyabilecekler mi? Bilimci gibi olabilecekler mi?

  • Koskoca Newton mekaniğine meydan okuyan bilimci,
  • antropolojinin ırkçı ve batıcı kimliğini önemsizleştirip, antropolojiyi primat kuzenlerimizle ilişkilerimizde bir aktör haline getiren bilimci,
  • sosyolojinin farklılıklardan siyasi starteji oluşturmaya çalıştığı zamanları yok edip, farklı olanı zenginlik sayan bilimci,
  • bilimin sosyolojisini yazan felsefeci,
  • bilim tarihinin rasyonel yeniden inşasını yazan felsefeci,
  • bilimin amaçtan, araç olmaya, araçtan yeni amacına gelmesine, yeni amaçtan amaçları sorgulamaya götüren bilge,
  • yola çıkarken hangi meydan okumayla başlayacağı konusunda kararsızlık duyan teknolojici,
  • bilgi ve dönüşüm aranırken bilgi kaynağı değil dönüşüm ilhamı olan akademisyen,
  • edilgen değil etkin bir tavır sergileyen öğrenci,
  • öğrencisini öğrenmeye gönderirken dönüşümü uman halk,

Kim olduğumuza bakmadan alan ve uzmanlıklarımızda iç meydan okumalarımızı gerçekleştirdikçe, bir şeyler dönüşecek. İç meydan okumasını gerçekleştiren bilim, bize bu konuda en büyük örnek!

4.5G Teknoloji ve Hayat Hızı

Çılgınca “fiberliyoruz” sloganları eşliğinde bir futbolcuyla anlaşarak reklam kampanyalarını yürüten operatörü artık hepimiz biliyoruz. Sokak röportajlarında bir albümün ne kadar sürede ineceğini soran muhabirleri de.
“Bir albümü indirmek ne kadar sürer?” diye bir soru sorulduğunda ne düşünmeliyiz? Özellikle mobil kullanımda bu sorunun anlamı nedir? Bir albümü dinlemek 45 dakika veya bir saat sürecekken tüm albümü bir kaç dakikada veya daha kısa bir sürede indirmek önemli bir şey midir?
Farkında mısınız, bir albümü indiriyoruz ama zapping yapıyoruz, okumak için yazılar biriktiriyoruz ama okuyamıyoruz? Bir dakikada bir yıl içinde okuyamayacağımız kadar kitap indirebiliyoruz. Büyüme yaklaşımı, sürekli büyümeyi ve hızı vurguladıkça biz de bunlara uymaya çalışıyoruz. Hız bize ne kadar gerekli?
Söylemlerin ve kelimelerin ruhundan gerçekliğe yaklaşırken sormamız gereken en önemli soru; hız ne içindir?
“Ne için, neden hızlı olmalıyız?”
Sanat sanat için midir, toplum için midir tartışmasını bu konuya modern bir şekilde uygularsak cevabımız “Hız, toplum içindir” veya “hız, hız içindir” olacaktır. Biri yapmamız gereken şeyi nicelendiren bir cevap, diğeri de büyüme yaklaşımı içerisinde devinen ve hedefine varamayan bir cevap.
Ülkemizde yaşanan 4.5G(LTE) geçişinden sonra hız konusunun daha da önem kazandığını söyleyebiliriz. Daha hızlı teslimat istiyoruz, daha hızlı müzik indirmek, daha kaliteli film izlemek. Hakkımız; isteriz!
İsteriz ama unuttuğumuz en büyük şey, daha yüksek çözünürlüklü izlediklerimizi artık daha kalitesiz izlememiz. Eğer bir kişi cep telefonundan klip/video/film izlerken boynunu eğmeden izleyemiyorsa ergonomik olarak kalitesiz bir iştir bu.
Ne kadar ilginç; kimse izlediği şeyi ergonomik olarak izlemek için gayret etmezken, videonun kalitesini dert ediyor!
Hız arayışımız teknolojiyle doğrudan alakalı değil. Bu topraklarda 200 yılı aşkın bir süredir aktiflik/pasiflik, etkenlik/edilgenlik söylemi devam ediyor. Şu sözü duymuş olmalısınız;
Biz sanayi trenini kaçırdık, Sanayi 4.0 ile yakalayabiliriz.
Görünüşe bakılırsa son model telefon satmaktan ve 4.5G paketi üretmekten başka bir teknolojinin gündem olmadığı ülkemizde galiba 4. treni de kaçıracağız. İşte bu yüzden teknoloji kilit bir öneme sahip. Hala büyüme yaklaşımındaki hız unsuru olarak bakıyoruz teknolojiye. Halbuki teknoloji, bilimsel bilginin pratik amaçlar için kullanılması anlamına geliyor. Sözlüklerimiz bir ekleme de yapıyor bu tanıma; “özellikle endüstriyel kullanımda”.
Bilim felsefesi varken neden teknoloji felsefesi olmasın? Baskın algımız büyümeye hizmet eden bir teknolojiden yana ve bunu eleştiren onlarca söylem var. Teknolojiyi var eden inovatif çözümlerin, kar güdüsünü besleme odaklı oluşunu eleştirenler, sosyal inovasyon kavramını öne sürenler ve şehirli yavaş yaşamı savunanlar bu felsefeye bir temel oluştururuyor. Sürdürülebilirlik kavramı ve büyüme eleştirmenleri de bu felsefenin duvarlarını örüyor. Çünkü sürdürülebilirlik veya sürdürülebilir tarım, endüstriyel tarıma kıyasla daha fazla doğal dengenin ve doğal döngünün olduğu bilgi birikimini kullanmayı gerektirir. Endüstiyel olanın yaptığı şey, basit höristikleri(kısa yol) sürdürmek! Endüstriyel mantık “ne kadar x o kadar y derken” sürdürebilir olan x ve y arasındaki doğrusal veya direkt ilişkisel olmayan tüm potansiyel ilişkileri ele alır ve bunu pratik amaçlar için yapar. Tanım gereği teknoloji budur. Mevcut teknoloji mekanizması höristikleri sürdüremez!
Teknolojide höristik çağından rasyonel çağa geçiş yakın!
Hız, hız, hız… Hız için olan hız! Nereye kadar? Çözüm var mı ya da bir alternatif?
Belki endüstriyellikten ve seri üretimden uzak, yavaş yaşamayı, yavaş üretmeyi savunmak. Slow(yavaş) hareketinin bir aktivisti olmanız değil beklenen. Tek istediğimiz şehirli kimliklerimizle biraz düşünmemiz. Bu hız mekanları, şehirler, varoluşumuzu nasıl etkiliyor?
Şehirli kimlik ifadesini Fikir Sahibi Damaklar’dan aldım. Fikir Sahibi Damaklar, yavaş besin hareketinin Türkiye ayağında güzel işler yapar ve der ki; Fikir Sahibi Damaklar, öncelikle “şehirli” bir gruptur. (…) Herkesin içi boşaltılmış bir berekete ikna çok tükettiği günümüzde, aslen, hem şehirli kalıp hem de gerçek gıdalarla hayat kalitemizi yükseltmek mümkündür. Fikir Sahibi Damaklar bilir, şehirli insan tercihini gerçek gıdadan yana yaptığında üretim de iyi, temiz ve adil olacak ve torunlarımıza miras bırakacağımız dünya ancak ve ancak böyle mümkün olacak.
 
Yavaş hareketinin önemli isimlerinden Guttorm Fløistad, hareketin adının uyuşukluk anlamı taşımadığını vurgularken, ciddi bir hız ve modern yaşam eleştirisi yapmış oluyordu.
Kesin olan tek bir şey her şeyin değiştiğidir. Değişimin ivmesi artıyor. Hayata tutunmak istiyorsanız acele etseniz iyi olur. Günümüzün mesajı bu. Ancak temel ihtiyaçlarımızın asla değişmediği herkese hatırlatılmalı. Başkaları tarafından görülme ve takdir edilme ihtiyacı. Aidiyet ihtiyacı. Yakınlık ve itina, birazcık sevgi ihtiyacı. Bu, sadece insan ilişkilerindeki yavaşlıkla verilebilir. Değişimlere hakim olmak için yavaşlığı, tefekkürü ve birlikteliği yeniden edinmek zorundayız. Bu noktada gerçek bir yenilenme hissedeceğiz.
Guttorm Fløistad
Teknolojinin varoluşumuzda devrimler yaratacağı bir gerçek. Bilmemiz gereken şeyse hız arayışının endüstri devriminden önce başladığıydı. Hız arayışının belki de en ilkel örneği kamçılamaktı.

Bilim nedir ya da ne değildir?

“Bilim; sevgi, saygı, hoşgörü ve evrensel bir dildir” deniyor. Bilim böylesine abidevi bir tümel varlık mı ki bilime övgüler vermekle yetinilmiyor? Kendine bağlılıklar gösterilen bilim acaba bir sihirli değnek midir?

Bilimin övülmesinin en önemli sebebi bir kaynak olarak üstel artışa sahip olmasıdır. Tabii ki Carl Sagan’ın, Michio Kaku’nun, Brian Greene’nin insanları bilime teşvik eden söylemlerini ve teşvikleri değil bahsedeceğim. Bu yazı bilimin konusu değil, felsefenin ve toplumun konusudur. Dolayısıyla değişken, göreceli ve sosyal bağlamda değerlendirilebilecek ifadeler içermektedir.

Yazı Özeti

  1. “İnsan varlığı üstel olarak artan besin kaynağına bağlıdır”
  2. “Diğer kaynaklar da üstel olarak artmalıdır”
  3. “Bilim üstel bilgi artışı sağlayan/sağlamış bir uğraşıdır”
  4. “Bilim üstel artış sağladığı için övülmektedir”
  5. “Bilimi övmek aslında faydalarını saymak olduğundan, tümel bir bilime yönelik övgü değildir”
  6. “Bilim ürün değil süreçtir”

İnsan tarihindeki ilerlemenin giderek artan(üstel) besleyici kaynaklara ihtiyacı vardır. Çünkü insan nüfusu sürekli -ve çok uzun bir süre öncesinden bu yana- artmaktadır. Bir birim insan nüfusu artışı onlarca belki de yüzlerce birim üretici canlı büyokütlesinin artmasıyla mümkündür. Üretici biyokütlenin barındırdığı enerjinin az bir kısmı bir sonraki canlıya geçer.

Ekosistemde Enerji Aktarımı
Ekosistemde Enerji Aktarımı

Aktarılan enerji giderek azaldığı için besin ilişkisi açısından yılan popülasyonun 1000 katı kadar ana üretici canlı olması lazım. Yılan popülasyonunun artışı için üretici canlıda üstel artış gerekiyor.

Besin meselesi bizim bir meselemiz, sorunsalımız. Çünkü besinlerimiz bizim kaynağımız, varolmamızın gereklerinden biridir ve yediğimiz yemeği bir kaynak olarak görmek mümkün olduğu gibi diğer kaynakları da yemekle eş ve öncelikli tutmamız lazım. Beslenme sorunları gibi insan ilerlemesinin kaynaklarının azalması da düşündürüyor insanları.

Kaynak Bulma Aracı Olarak Bilim

Bilim; bilgi, teknik ve becerilerimizi arttırmış bir insan faaliyetidir. Bilim temelinde ise soru sormaya bağlıdır. Örneğin, topraktan daha fazla verim alabilir miyiz, şeklinde bir soru avcı-toplayıcı insanlar için çok zor bir sorudur ki bu soruyu anlamak ve zihinde canlandırabilmek için ilglili terimler, unsurlar ve bilgiler bildiğimiz ve zihnimizde bulunabilir(available) olmalıdır. Öncelikle toprağın sadece kendiliğinden değil, işlenebilir yapı olduğunu bilmek ve keşfetmek gerekiyor. Bu yüzden toprağa yaklaşmalı, ona dokunmalı ve bir şeyi farklı düşünmeliyiz. Ya da acabalarımız olmalı.

İnsana göre toprak aşkın bir obje olursa ona yaklaşmayı ve onu kullanmayı bile düşünemeyecektir. Toplumda veya bireyde yerleşmiş bir inanç, toprağı aşkın kılıyorsa, toprak işlemeyi düşünmek toprağın aşkınlığını kırmak onun aşkın olmadığını ilan etmektir.
Artık aşkın olmadığı düşünülen toprağı işlemekle yenebilecek besin miktarındaki artış övülmüş ve yapay seçilimle güçlendirilmiştir.

Not: Bilimin veya bilim felsefesini var eden şey bilimin bilgi felsefesine(epistemoloji) dayanmasıdır. Mesela doğrulamacı metoddan yanlışlamacı metoda geçiş bilgi felsefesindeki değişimden kaynaklanmaktadır.

Bilim övgüsünün somut sebebi endüstrileri var eden ve teşvik eden bir oluş olarak bilime ve bilimsel araştırmaya destek istemektir. İlacın, güzelliğin, bilginin ve bilgiye erişimin endüstri haline geldiği bir dünyada yaşarken bunların nasıl mümkün olduğuna yönelik cevap bilimdir. Örneğin güzelliğin, insanın kendi yaşında görünüp doğal olmasıyla ilgili bir söyleme sahip bir kültürde derinin gergin olması üzerine araştırma yapılması beklenemez. Bunun gibi bilimsel araştırmaların neyle ilgileneceğini kültürlerimiz, topluluklarımız ve iş dünyamız söylemektedir. O halde derinizin “x nötricinalı formülle” daha genç gözükeceğini söyleyen firmanın dermatoloji alanında insanları bilime çağırması, “bilim ne güzel şey” demesi beklenir.

“Kârımızı büyüten bilim ne güzel şey” diyorlar. “Bilim bize hizmet ederse (öveceğimiz) bilimdir” diyorlar.

Evrim Ağacı‘nda yayınlanan bir karikatürde bu durum daha güzel görülmektedir. Bilim övgülerimiz bilime mi yoksa bilimin o çekici kıçına mı yani kârı arttıran, güzel sonuçlar veren yanına mıdır?

Bilimin nesini seviyoruz?

Bilimin ne olmadığına yönelik şeyler söylememiz mümkün. Peki bilim nedir?
Bilimin sonuçları bakımından indirgemeciliği ve ilerlemeci görüşü doğurduğu söylenebilir. “Bilim ilerleyecektir”, “Sürekli yeni bir şeyler çıkacaktır” demek gibi ya da “o telefonun kesin daha iyisi çıkacak” diyerek daha gelişmiş teknolojiyi bekliyoruz. Bilimin soru sorma şekillerimizi değiştirdiğiyle ilgili pek az şeyden bahsediyoruz. Gelişen teknolojiyi beklemek, gelecek bir ilüzyonu beklemek gibi bir hale geldi ve bu da bilimi simya gibi bir şey yapıyor. Halbuki bilim kimyadır. Bilime yönelik bilimsel olarak ilerlemeden, gelişmeden veya şaşırtıcılıktan bahsedemeyiz.
İlerlemiş olmak, gelişmiş olmak, şaşırtıcı olmak gibi bir şeyin sonucunu kıyaslayarak söylenebilecek şeyler bilimsel olamaz ve bilimle ilgili de olamaz. Bilim ürünsel değil süreçseldir ve bilim ısrarla ölçülmek isteniyorsa kullandığı epistemelerdeki değişiklikle, sordurduğu sorularla aşkınlığını indirgediği tüm bulunabilirliklerle ölçülebilir.

Not: Kuramsal artışın bir ölçü olmamasının sebebi, kuramsal artış veya (daha doğru bir ifadeyle) kuramsal miktarın epistemeyle ilgili olmasıdır.

Bir şey daha;

Karanlık Çağ

“Bilim x tarihinde y sebebiyle z için durmuştur, gelişmemiştir” demek ilerlemeci görüşün bir yanılgısıdır. Yukarıdaki grafikte noktalı çizgiyle belirtilen artış, “bilim engellenmeseydi oluşacak ilerlemeyi”(!) göstermemektedir. Çünkü o ilerlemeyi sağlayan şey eski bilgi ve metodolojiyle mümkün değildir. Epistemolojik metodun değişmesi gerekmekteydi. Bilimin durduğu söylenen karanlık veya aydınlık tüm dönemler epistemolojik değişiklikleri doğurması bakımından ilerlemeyi mevcut kılan şeydir. Epistemolojinin tarihsel gelişimini bilmeden karanlık çağ yaftalamasıyla bilimsel ilerlemeyi ilerlemesi zorunlu bir obje haline getirmekle Rönesans dönemindeki yanılgıya yani bilimi sonuçsal görmek hatasına düşeriz.

Bilim, sonuçsal değil, sorulama farklılığı sağlayan süreçsel ve tümel bir çatıdır.