Design Thinking’e Geçiş

Tasarım odaklı düşünmek, hangi isim altında yaparsak yapalım, istek ve katılımımızı arttıran bir eylem. Felsefi sorunsallara kolayca değinebiliriz ama sade ve bir bakışta anlaşılması gereken şey; “anlaşılmak”

Bireysel düşünce yürütmede aklın yanılabileceği yerler için başkalarına sorarız. Onların aklının takılacağı yerde de mantık yürütme ilkeleri koyarız. Bunların hepsi daha kapsayıcı bir anlayış ortaya koymak için.

Design Thinking de tasarım odaklı düşünmenin sistematize olmuş son trendlerden biri. Design Thinking Turkey grubunun ilk buluşmasında Sinan Özdemir‘in beni ilhamlandıran sunumu buradan paylaşmaktan memnunum.

Bu gönderinin başlığını “Design Thinking’e Giriş” olarak yazmak üzereydim. Ancak pazarlamadan, servis ve ürün tasarımına(2.slayt) olan geçişi gözleyebildiğimiz ve hatta deneyimlediğimiz bir zamanda, konuyu tanıtmak yerine işaret etmek daha mümkün, kolay ve kapsayıcı.

İnsanların şeyleri istemesini sağlamaktan, insanların isteyeceği şeyleri yapmaya olan geçiş

Daha kapsayıcı ve birleştirici düşünebilmek için…

 

 

Müzik Dinlemek; Challenge!

Müzik dinleyen biri değilim hatta müziği anlamlı bile bulmam. Kalabalıklar içinde “ne yapıyorsunuz siz?” sorusu içimde ancak kalabalıktan biri gibi görünmek adına sormuyorum bu soruyu.

Müzik dinleyenler, ne yapıyorunuz siz?

Kendimi challenge etmeye karar verdim. Cuma günü Santralİstanbul‘daki One Beat İstanbul finaline gittim.

OneBeat birbirini hiç tanımayan müzisyenleri bir araya getirip beraber müzik üretmelerini sağlıyor. Müzisyenler aynı enstrümanı çalmıyorlar, aynı müzik anlayışıyla da yetişmemişler. Ama aynı müziğin enstrümanları ve parçası oluyorlar. Geleneksel ve modern, müzik ve müzik araçları iç içe giriyor. Hiç tanımadığınız insanlarla bir araya gelip diyalog geliştirebilmek ve hatta bir ürün çıkarabilmek, bu heyecan verici bir şey değil mi?

Müzik ortaya koymak amacıyla kimliğinizi bırakıp ortaya bir şeyler koyabilirsiniz. Alttan almak, hoş görmek gibi şeylerle ifade ettiğimiz birleştirici(!) motivasyonlar da bizim bir arada kalmamızı sağlar. Daha fazla kimliksizleştikçe daha çok uyum başlar. Ya da uyum için kimlikleri katarsınız. Kimlikleri kabul edersiniz. Kimlikler bütünün bir parçası haline gelir.

Öyleyse birlikte başarmak ve uyum için iki yol var; kimlikleri indirgemek ve kimlikleri dahil etmek(inclusivism).

OneBeat’te müzisyenler kendi anadilleriyle vokaldeydi, kendi geleneklerinin enstrümanlarıyla sahnedeydi, kendi şarkılarıyla birlikteydi. Kimse kimliğini gizlemedi. Kitapçıktaki tanıtımda müzisyenler İstanbullu, Kobanili, Amerikalı; ud çalan, kabak kemane çalan, viyolonsel çalan; piyanist, vokalist, besteciydi. Kürtçe, Ermenice, Türkçe, İngilizce ve lisani olmayan müzikler yapıldı. Bu açıdan bakınca buradaki müzisyenler kimliklerini indirgeyerek ya da kendilerini uyuşturarak yapmadı bunu. Kimlikler müziğe dahil oldu. Birlikte başarmayı başarmış olabilirler.

Ne diyorum ben? Galiba öylesine güçlü ve legal bir uyuşturucu hakkında konuşuyorum ki beni de uyuşturuyor. Ve kimse müziğin bir uyuşturucu olduğunu söyleyemiyor. Uyuşturucuyu yasaklayanlar neden müziği yasaklamaz? Sağlığa mı zararlı değil? Yasaklanan bütün uyuşturucular sağlığa mı zararlı?

Galiba müzik dinlememek konusunda yaklaşımım değişmeyecek. Özellikle endüstriyel bir müzik anlayışını benimseyeme. Bunlara rağmen OneBeat’teyken iki şeyi farkettim;

  1. Müzik zaman yaratıcı bir şey olduğu için zihniniz o anda bağlantıları tekrar kurar. Bu açıdan uyku halini uyanıkken yaşatır.
  2. Müzik dinlemek ve müzik izlemek ayrı şeylerdir. Faklı sanatçıların veya bir orkestranın müziğini izlemek için mekan değiştirirsiniz ve zaman ayırırsınız.
    Müzik gerçekten iyi bir şeyse izlenen bir şeydir. Müziği kötü yapan şey ise endüstriyel olmasıdır. Yani kaydedilmiş, dijital ve sadece ses olan müzik…

OneBeat misyonu doğrultusunda birlikte başarıyor. Bu müziğin bir özelliği değil. Ama bu örnekten yararlanarak diğer alan ve disiplinlerde de birlikte başarmayı ayağa kaldırabiliriz.