Müzik Dinlemek; Challenge!

Müzik dinleyen biri değilim hatta müziği anlamlı bile bulmam. Kalabalıklar içinde “ne yapıyorsunuz siz?” sorusu içimde ancak kalabalıktan biri gibi görünmek adına sormuyorum bu soruyu.

Müzik dinleyenler, ne yapıyorunuz siz?

Kendimi challenge etmeye karar verdim. Cuma günü Santralİstanbul‘daki One Beat İstanbul finaline gittim.

OneBeat birbirini hiç tanımayan müzisyenleri bir araya getirip beraber müzik üretmelerini sağlıyor. Müzisyenler aynı enstrümanı çalmıyorlar, aynı müzik anlayışıyla da yetişmemişler. Ama aynı müziğin enstrümanları ve parçası oluyorlar. Geleneksel ve modern, müzik ve müzik araçları iç içe giriyor. Hiç tanımadığınız insanlarla bir araya gelip diyalog geliştirebilmek ve hatta bir ürün çıkarabilmek, bu heyecan verici bir şey değil mi?

Müzik ortaya koymak amacıyla kimliğinizi bırakıp ortaya bir şeyler koyabilirsiniz. Alttan almak, hoş görmek gibi şeylerle ifade ettiğimiz birleştirici(!) motivasyonlar da bizim bir arada kalmamızı sağlar. Daha fazla kimliksizleştikçe daha çok uyum başlar. Ya da uyum için kimlikleri katarsınız. Kimlikleri kabul edersiniz. Kimlikler bütünün bir parçası haline gelir.

Öyleyse birlikte başarmak ve uyum için iki yol var; kimlikleri indirgemek ve kimlikleri dahil etmek(inclusivism).

OneBeat’te müzisyenler kendi anadilleriyle vokaldeydi, kendi geleneklerinin enstrümanlarıyla sahnedeydi, kendi şarkılarıyla birlikteydi. Kimse kimliğini gizlemedi. Kitapçıktaki tanıtımda müzisyenler İstanbullu, Kobanili, Amerikalı; ud çalan, kabak kemane çalan, viyolonsel çalan; piyanist, vokalist, besteciydi. Kürtçe, Ermenice, Türkçe, İngilizce ve lisani olmayan müzikler yapıldı. Bu açıdan bakınca buradaki müzisyenler kimliklerini indirgeyerek ya da kendilerini uyuşturarak yapmadı bunu. Kimlikler müziğe dahil oldu. Birlikte başarmayı başarmış olabilirler.

Ne diyorum ben? Galiba öylesine güçlü ve legal bir uyuşturucu hakkında konuşuyorum ki beni de uyuşturuyor. Ve kimse müziğin bir uyuşturucu olduğunu söyleyemiyor. Uyuşturucuyu yasaklayanlar neden müziği yasaklamaz? Sağlığa mı zararlı değil? Yasaklanan bütün uyuşturucular sağlığa mı zararlı?

Galiba müzik dinlememek konusunda yaklaşımım değişmeyecek. Özellikle endüstriyel bir müzik anlayışını benimseyeme. Bunlara rağmen OneBeat’teyken iki şeyi farkettim;

  1. Müzik zaman yaratıcı bir şey olduğu için zihniniz o anda bağlantıları tekrar kurar. Bu açıdan uyku halini uyanıkken yaşatır.
  2. Müzik dinlemek ve müzik izlemek ayrı şeylerdir. Faklı sanatçıların veya bir orkestranın müziğini izlemek için mekan değiştirirsiniz ve zaman ayırırsınız.
    Müzik gerçekten iyi bir şeyse izlenen bir şeydir. Müziği kötü yapan şey ise endüstriyel olmasıdır. Yani kaydedilmiş, dijital ve sadece ses olan müzik…

OneBeat misyonu doğrultusunda birlikte başarıyor. Bu müziğin bir özelliği değil. Ama bu örnekten yararlanarak diğer alan ve disiplinlerde de birlikte başarmayı ayağa kaldırabiliriz.

İç Meydan Okuma; Bilimcinin Meydan Okuması

Sömürgecilik, coğrafi keşfin ürünlerinden biridir. Coğrafi keşiflere ve sömürgeciliğe yardım edenlerden biri bilimdi. Çünkü bilim(ci) araştırmaları sonucunda önerdiği şeylerde kazanç artışına sebep oluyordu.

Gözlemlenebilecek şeylerden biri insanların neye göre gruplandığıydı. Bunu bilirsek, grupların ayrılıklarından faydalanarak bir şeyler elde edebiliriz, diye düşündük. Eşitsizlik ve farklılıklar bize verimli bir yol sağladı. Yeni kıta ve sömürge kaynaklarımızı anlamak için çokça düşündük ve pek çok yeni disiplin doğurduk. Yeni disiplinlerimizden sosyal bilim ve toplum araştırmaları, insan topluluklarını daha eşitsiz kılan bir paradigmayla yükseldi.

Yaptığımız her gözlem amaçsaldı. Bilim, tarihinde amaçsallıklara ve aracılıklara hizmet eden bir yapıydı.

Bilimciler artık kar veya verimlilik arttırma işinde devletlere ve teşviklere de çalışıyor. Bilimcinin bilimci olarak hayatına devam edebilmesi için bundan kaçış yolu yok gibi. Bu kaçınılmaz duruma rağmen bilimci, tüm bilim algısına meydan okumuştur. Bu konuda bilim de kendi mekanizmalarıyla yardımcı olur.

Bilimi, insanlığı var edecek farklı bir evrim boyutu ve işbirliği kaynağı olarak açıklıyoruz artık. Bilimci de kendi disiplininin değerlerine ve paradigmasına meydan okumaya başladı. Çoğu antropolog, kendi alanlarını ırkçı veya türcü paradigmadan ayrıklaştırabildi. Evrimsel biyologlar uzun bir süre önce evrimi, “güç ve hiyerarşi” odaklılıktan ayrıştırdı. Bunu sağladıkları gözlemler yeni mekanizmaları keşfetmelerine de yol açtı.

Kimi zaman bilimcinin bireysel ve dönemsel çabası, kimi zaman da bilimsel gözlem. Bilim kendisini var etmiş ve fonlamış olan paradigmadan kurtulmuştur. Bilimci, bilimi faydacılıktan farklı algılamaya başlamış, insani değercilik ve farklılıklara saygı konusunda araç edinmiştir.

Bilimsel gözlem, gittikçe kavramsallaşan yapısıyla meydan okumaları kolaylaştırmıştır. Antik çağda bilim daha çok pratik hayata yansıyacak çözümler üzerinde çalışmalıydı. Bu bakımdan antik bilginin doğruluğu pratik uygulama ve fayda ekseninde ele alınırken

Bilimsel metot, kendini taklitten hakikate ulaştırmıştır. Bilimsel metot aklanmıştır!

Önümüzdeki tehlike, teknolojicinin(mühendisin) kendini henüz tahkik etmemiş olmasıdır.

Acaba bilimciler gibi teknolojiciler(mühendisler) de kendi meydan okumalarını gerçekleştirecekler mi? Bir endüstri mühendisi çıkıp sürdürülebilirlikten anladıklarımızı değiştirebilecek mi? Sürdürülebilirliğin gerçek tanımını ve doğasını getirebilecek mi? Bu şekilde mühendisler “çalışan” olmaktan “dönüştürücü” olmak için meydan okuyabilecekler mi? Bilimci gibi olabilecekler mi?

  • Koskoca Newton mekaniğine meydan okuyan bilimci,
  • antropolojinin ırkçı ve batıcı kimliğini önemsizleştirip, antropolojiyi primat kuzenlerimizle ilişkilerimizde bir aktör haline getiren bilimci,
  • sosyolojinin farklılıklardan siyasi starteji oluşturmaya çalıştığı zamanları yok edip, farklı olanı zenginlik sayan bilimci,
  • bilimin sosyolojisini yazan felsefeci,
  • bilim tarihinin rasyonel yeniden inşasını yazan felsefeci,
  • bilimin amaçtan, araç olmaya, araçtan yeni amacına gelmesine, yeni amaçtan amaçları sorgulamaya götüren bilge,
  • yola çıkarken hangi meydan okumayla başlayacağı konusunda kararsızlık duyan teknolojici,
  • bilgi ve dönüşüm aranırken bilgi kaynağı değil dönüşüm ilhamı olan akademisyen,
  • edilgen değil etkin bir tavır sergileyen öğrenci,
  • öğrencisini öğrenmeye gönderirken dönüşümü uman halk,

Kim olduğumuza bakmadan alan ve uzmanlıklarımızda iç meydan okumalarımızı gerçekleştirdikçe, bir şeyler dönüşecek. İç meydan okumasını gerçekleştiren bilim, bize bu konuda en büyük örnek!

Zinciri Nasıl Kırdım?

Don’t Break the Chain, “Zinciri Kırma” yaklaşımı günlük veya haftalık hedelerinizi listeleyerek karşılarına, onları yaptığınız zamanlar için X işareti koyduğunuz ve bu X’lerin birleşerek(XXXXX…) bir zinciri oluşturduğu bir yöntem.

Bir aydan uzun süredir güzel kazanımlar edindiğim “Zinciri Kırma” uygulamasında başarısız olmaya başlamıştım. Bugün fark ettim ki bu başarısızlığım geçen hafta olan yoğunluğum sebebiyle değildi. Geçen haftaki yoğunluğum sadece bunun açığa çıkmasını sağladı.

Bence başarısızlığımın ilk nedeni günlük hedefler arasında yeterince farklılık sağlayamamaktı. Bazı öğeler orada sadece işaretlenmiş olmak için bulunuyordu.
Hedefler açık ve net olmalıdır. “X yerine Y yaptım, Y’yi yaptığım için X’i yapıldı olarak işaretleyebilirim.” dememek için basit ve emir kipinde ifadeler kullanılmalı. İfadeler emir kipinde olunca ödül/ceza dengesinde ceza daha göze çarpan ve ödül göze çarpan olmaya başlıyor. Bu noktada Taylor Singletary‘nin Writing Great Documentation yazısı dikkat etmemiz gereken noktaları özetliyor. “Zinciri Kırma” yaklaşımının self-documentation tarafını unutmayalım.

Ara Not: Self-documentationa karşılık olarak ne bulabiliriz? Öz-Belgeleme? Öz-Kılavuz?

İkinci sebep gerçekçi olamamak. Ögelerimden birisi günde 1 kelime öğrenmekti. Teorik olarak basit ama uygulama olarak zor bir madde bu. Öncelikli gereksinim kelime akışının olmasıdır. Yani her gün bir kelime hedefi için her gün bir kelime bulmanız ya da böyle bir hizmet almanız gerekir. Bu noktada hedefi büyüttüm ve bir kelimeden bir cümleye geçiş yaptım. Cümle çalışmaları yapmak kelime çalışması yapmaktan daha efektif, belki de bu sebeple böyle bir genişletme yaptım. Ayrıca doğal dil öğrenme sürecine çok yakın oluşu da önemli; ana dilimizi taklit ederek öğreniyoruz, yabancı dili de böyle öğrenebiliriz.
İşin arkaplanında GoodReads’ten günün sözü RSS’sini IFTTT üzerinden Evernote ile eşledim.

Devam eden bu sürecin gerçekçi olmamasının sebebi günümü planlayamamamdı. Belki de gün planım değişince yeterli esnekliği sağlayamamıştım. Planlarım esnek değilken, her gün yapılması için esneklik gerektiren bu ögeyi yapabileceğimi düşünmek gerçekçi olmadığımı gösteriyor.

Son olarak söylemem gerek şey, bu tekniğin performans göstergelerinin(KPI) ne kadar başarılı olduğu değil ne kadar davranışa veya rutine dönüştüğüdür. Eğer benim gibi planlama krizleriyle karşılaşırsanız bunu bunalım kavramıyla/teorisiyle açıklamayı deneyebilirsiniz ya da en başta bazı tanımları yanlış yaptığınızı fark edip itiraf edebilirsiniz.

Bu yazının çok iddialı bir yazı olmasını istemem. Ama aynı şey uluslar ve ülkeler için de geçerli. Kriz durumlarını bunalımla açıklamak mümkün. Hatta bunu geniş bir siyasi saha için başarıyla tanımlayanları görebiliyoruz.
Önerdiğim alternatif kavram herhangi bir nesneye veya fikre nihailik adamıyor. Her şey amaca yöneliktir. Öyleyse bir şey yapılırken her zaman o şeyin “ne için?” olduğunu sormalıyız. Eğer o şeyin iç göstergeleriyle devam edersek, o şeyin içinde bulundukça miyop kalacağız. Levitt’in Marketing Myopia yaklaşımı, “that businesses will do better in the end if they concentrate on meeting customers’ needs rather than on selling products” önermesini vurgularken bahsettiği şey de esas olanı, odağı, nisbeti kaybetmemekti.

O halde bir şeyi davranışa dönüştürme amacını taşıyan bir yöntemin ne kadar başarılı olduğu sayısal(niceliksel) ölçümlemeyle gösterilemez. Ancak niteliksel veya derecelendirilmiş niteliksel(bulanık mantık) olarak ve davranışa dönüşme bakımından incelenebilir.

4.5G Teknoloji ve Hayat Hızı

Çılgınca “fiberliyoruz” sloganları eşliğinde bir futbolcuyla anlaşarak reklam kampanyalarını yürüten operatörü artık hepimiz biliyoruz. Sokak röportajlarında bir albümün ne kadar sürede ineceğini soran muhabirleri de.
“Bir albümü indirmek ne kadar sürer?” diye bir soru sorulduğunda ne düşünmeliyiz? Özellikle mobil kullanımda bu sorunun anlamı nedir? Bir albümü dinlemek 45 dakika veya bir saat sürecekken tüm albümü bir kaç dakikada veya daha kısa bir sürede indirmek önemli bir şey midir?
Farkında mısınız, bir albümü indiriyoruz ama zapping yapıyoruz, okumak için yazılar biriktiriyoruz ama okuyamıyoruz? Bir dakikada bir yıl içinde okuyamayacağımız kadar kitap indirebiliyoruz. Büyüme yaklaşımı, sürekli büyümeyi ve hızı vurguladıkça biz de bunlara uymaya çalışıyoruz. Hız bize ne kadar gerekli?
Söylemlerin ve kelimelerin ruhundan gerçekliğe yaklaşırken sormamız gereken en önemli soru; hız ne içindir?
“Ne için, neden hızlı olmalıyız?”
Sanat sanat için midir, toplum için midir tartışmasını bu konuya modern bir şekilde uygularsak cevabımız “Hız, toplum içindir” veya “hız, hız içindir” olacaktır. Biri yapmamız gereken şeyi nicelendiren bir cevap, diğeri de büyüme yaklaşımı içerisinde devinen ve hedefine varamayan bir cevap.
Ülkemizde yaşanan 4.5G(LTE) geçişinden sonra hız konusunun daha da önem kazandığını söyleyebiliriz. Daha hızlı teslimat istiyoruz, daha hızlı müzik indirmek, daha kaliteli film izlemek. Hakkımız; isteriz!
İsteriz ama unuttuğumuz en büyük şey, daha yüksek çözünürlüklü izlediklerimizi artık daha kalitesiz izlememiz. Eğer bir kişi cep telefonundan klip/video/film izlerken boynunu eğmeden izleyemiyorsa ergonomik olarak kalitesiz bir iştir bu.
Ne kadar ilginç; kimse izlediği şeyi ergonomik olarak izlemek için gayret etmezken, videonun kalitesini dert ediyor!
Hız arayışımız teknolojiyle doğrudan alakalı değil. Bu topraklarda 200 yılı aşkın bir süredir aktiflik/pasiflik, etkenlik/edilgenlik söylemi devam ediyor. Şu sözü duymuş olmalısınız;
Biz sanayi trenini kaçırdık, Sanayi 4.0 ile yakalayabiliriz.
Görünüşe bakılırsa son model telefon satmaktan ve 4.5G paketi üretmekten başka bir teknolojinin gündem olmadığı ülkemizde galiba 4. treni de kaçıracağız. İşte bu yüzden teknoloji kilit bir öneme sahip. Hala büyüme yaklaşımındaki hız unsuru olarak bakıyoruz teknolojiye. Halbuki teknoloji, bilimsel bilginin pratik amaçlar için kullanılması anlamına geliyor. Sözlüklerimiz bir ekleme de yapıyor bu tanıma; “özellikle endüstriyel kullanımda”.
Bilim felsefesi varken neden teknoloji felsefesi olmasın? Baskın algımız büyümeye hizmet eden bir teknolojiden yana ve bunu eleştiren onlarca söylem var. Teknolojiyi var eden inovatif çözümlerin, kar güdüsünü besleme odaklı oluşunu eleştirenler, sosyal inovasyon kavramını öne sürenler ve şehirli yavaş yaşamı savunanlar bu felsefeye bir temel oluştururuyor. Sürdürülebilirlik kavramı ve büyüme eleştirmenleri de bu felsefenin duvarlarını örüyor. Çünkü sürdürülebilirlik veya sürdürülebilir tarım, endüstriyel tarıma kıyasla daha fazla doğal dengenin ve doğal döngünün olduğu bilgi birikimini kullanmayı gerektirir. Endüstiyel olanın yaptığı şey, basit höristikleri(kısa yol) sürdürmek! Endüstriyel mantık “ne kadar x o kadar y derken” sürdürebilir olan x ve y arasındaki doğrusal veya direkt ilişkisel olmayan tüm potansiyel ilişkileri ele alır ve bunu pratik amaçlar için yapar. Tanım gereği teknoloji budur. Mevcut teknoloji mekanizması höristikleri sürdüremez!
Teknolojide höristik çağından rasyonel çağa geçiş yakın!
Hız, hız, hız… Hız için olan hız! Nereye kadar? Çözüm var mı ya da bir alternatif?
Belki endüstriyellikten ve seri üretimden uzak, yavaş yaşamayı, yavaş üretmeyi savunmak. Slow(yavaş) hareketinin bir aktivisti olmanız değil beklenen. Tek istediğimiz şehirli kimliklerimizle biraz düşünmemiz. Bu hız mekanları, şehirler, varoluşumuzu nasıl etkiliyor?
Şehirli kimlik ifadesini Fikir Sahibi Damaklar’dan aldım. Fikir Sahibi Damaklar, yavaş besin hareketinin Türkiye ayağında güzel işler yapar ve der ki; Fikir Sahibi Damaklar, öncelikle “şehirli” bir gruptur. (…) Herkesin içi boşaltılmış bir berekete ikna çok tükettiği günümüzde, aslen, hem şehirli kalıp hem de gerçek gıdalarla hayat kalitemizi yükseltmek mümkündür. Fikir Sahibi Damaklar bilir, şehirli insan tercihini gerçek gıdadan yana yaptığında üretim de iyi, temiz ve adil olacak ve torunlarımıza miras bırakacağımız dünya ancak ve ancak böyle mümkün olacak.
 
Yavaş hareketinin önemli isimlerinden Guttorm Fløistad, hareketin adının uyuşukluk anlamı taşımadığını vurgularken, ciddi bir hız ve modern yaşam eleştirisi yapmış oluyordu.
Kesin olan tek bir şey her şeyin değiştiğidir. Değişimin ivmesi artıyor. Hayata tutunmak istiyorsanız acele etseniz iyi olur. Günümüzün mesajı bu. Ancak temel ihtiyaçlarımızın asla değişmediği herkese hatırlatılmalı. Başkaları tarafından görülme ve takdir edilme ihtiyacı. Aidiyet ihtiyacı. Yakınlık ve itina, birazcık sevgi ihtiyacı. Bu, sadece insan ilişkilerindeki yavaşlıkla verilebilir. Değişimlere hakim olmak için yavaşlığı, tefekkürü ve birlikteliği yeniden edinmek zorundayız. Bu noktada gerçek bir yenilenme hissedeceğiz.
Guttorm Fløistad
Teknolojinin varoluşumuzda devrimler yaratacağı bir gerçek. Bilmemiz gereken şeyse hız arayışının endüstri devriminden önce başladığıydı. Hız arayışının belki de en ilkel örneği kamçılamaktı.

IFTTT ile Mailde Gelen Dosyayı Buluta Aktarmak

Ders notları paylaşmak için bir mail grubu oluşturmuş ve gelen ders notlarını re-mail(e-posta yönlendirmesi) ediyordum. Gün geçtikçe mail grubuna giren yeni kişilere eski notları göndermek zorlaşıyordu. Bana gelen maili re-mail etmeyi unuttuğumda, nota ulaşmak isteyen arkadaşlar beni beklemek zorunda kalıyordu.

Ben de “bunun çözümü IFTTT’de vardır” dedim ve yanılmadım. IFTTT pek çok otomasyon işimi görüyor. Mesela, Pocket’a attığım yazıları Kindle’ıma göndermek ve “yarın yağmur yağacak” maili almak IFTTT ile otomatik olarak edindiğim recipe‘lardan ikisi.

IFTTT’de recipe dediğimiz şey, aslında “Bu olursa ardından şu olsun” demek.

Recipe Screen

Benim örneğimdeki, öğretmenden gelen maildeki ekli dosyayı bulut hizmetine bağlamak için gereken adımlar şöyle;

this’e tıklayıp ne olunca harekete geçeceğini seçmeliyiz.

Mail Hizmetleri

Öncelikle mail hesabııza bir mail gelmeli. Ben gmail’i seçiyorum.2

New e-mail in inbox from diyerek, kimden e-posta gelirse bir aksiyon alması gerektiğini seçiyorum.3

Buraya bize dosyayı gönderen kişinin adresini yazıyorum.4

this kısmı bitti. IFTTT şimdi de aksiyonunun ne olacağını soruyor.5

Mevcut bulut depolama hizmetlerinden istediğinizi seçebilirsiniz.

6

Ben Dropbox’ı seçiyorum.7

Dropbox ne yapacağını soruyor; “add file from url” diyoruz.8

Dosyanın adını geldiği gibi kaydetmek için isim parametreleriyle oynamıyorum. Folder Path kısmına klasörümüzün yolunu yazıyoruz.

9

IFTTT bu tarife(recipe) bir isim vermemizi istiyor. Benim recipe adım; Mesut’tan Gelen Maildeki Ekleri Dropbox’a Atıcı

Siz de, “Instructor’dan Gelen Maildeki Eki Dropbox’a Atıcı” ismini veya kendi istediğiniz ismi koyabilirsiniz.

Bundan sonra size gelen maildeki ek Dropbox’a kaydedilecek.

Peki ne kadar sürer Dropbox’a gelmesi?

Yaptığım deneme recipe’ine uygun şekilde ek’inde dosya olan bir mail attım kendime. Ekteki dosyanın boyutu 122 KB ve maili gönderdikten sonra, dosyanın dropbox’a kaydedilip, bilgisayarımla senkronize olması 1 dakika 7 saniye 70 salise sürdü. 67,70 saniye!

Maili göndermem 5-6 saniye sürdü. Bilgisayarımdaki uygulamanın buluttan dosyayı çekmesi 20-25 saniye sürdü. Öyleyse ekte gelen bir dosyanın bulut hesabımıza gelmesi 42 saniye sürüyor. Ücretsiz bir alternatif için yeterince iyi değil mi? Ya da iyi mi?

10Son aşamada bu dosyaları arkadaşlarımla paylaşmak için klasör paylaşımını açıyorum.

Arkadaşlara bu linki verdikten sonra bir daha re-mail etmeme gerek kalmadı. Ayrıca kimse benim re-mail etmemi beklemeyecek.

Sayın Akademisyen!

Sayın akademisyenim,

Diyorsun ya “okulun bana werdiği web alanını kullanmıyorum” diye, emin ol okul yönetimi senin neden kullanmadığının peşine düşmeyecek. Protesto etmekte haklı olabilirsin kendince, prensiplerin de olabilir. Ama prensiplerinle çelişmeseydin keşke!

Akademisyen(im)! Ders veriyorsun, öğrenciye iyilik olsun diye sunularını da veriyorsun. Ama herkesin istediği anda erişebileceği bir alanı kullanmıyorsun ve öğrencini mail listesine yönlendiriyorsun. Neden veriyorsun ki ders notlarını? Öğrencilerinin erişmesi için mi?

“Dersimi almayan benim notlarımı görmesin” dedin ya emin ol, bir kişi bile bakmıyor almadığı dersin notuna. O kadar ödevin, sınavın arasında “acaba şuradan ne öğrenebilirim” diye karıştırmıyor senin notlarını.(Neden acaba?) Dersini almadığı halde gelmiyor senin dersine. Gelseydi sınıftan kovar mıydın öğrenciyi, “dersimi almayanlar dersime gelmesin, notlarımı görmesin” diyerek?

Makaleni open access(açık erişim) olarak koymuyorsun, koyamıyorsun, bunu anladım ama dersini de mi open access yapamıyorsun?

Prostesto ediyorsun; hakkın! Peki şikâyet ettiğin şeyleri düzelt/tir/mek için bir şeyler yaptın mı? Bir şeyler yapmış, nefesini yormuş, bir sonuç almamış olabilirsin. Ama kimse seni bu gayretlerinle bilmeyecek.

Şikayetlerini hatırlayacağız çünkü hayatlarımıza dokunan çözümler getirmedin bize. Gerçi görev tanımında “hayatlara dokunmak” olmadığı için bunu bekleyemeyiz de.

Tutarlılık istiyoruz. Bilgiyi özgürleştirmenizi istiyoruz. Özgürleştirmeyi bıraktık, prangaya vurmasaydınız keşke bilgiyi!

Neden çekiniyorsunuz? İllegal paylaşım mı yapıyorsunuz? Neden rahatsızlık duyuyorsunuz? Birileri sizin notlarınızdan bir şey öğrenirse sizin kaybınız mı var?

Sonra Oku Uygulamaları

Sonra Oku uygulamaları, “daha sonra okuyayım” dediğimiz yazıları bir kenara almamıza yarayan uygulamalar.

Pocket, Instapaper ve Readability; sonra oku uygulamaları arasında başı çekiyor. Ayrıca bazı not uygulamalarının, web sayfalarını clear(okuma dostu) hale getiren eklentileri de mevcut.(Evernote Clearly gibi)

Read-it-Later(Sonra Oku) uygulamasından beklenecek şeyler, yazıyı eksiksiz temizlemesi(web sayfasını kaydetmek yerine sadece yazıyla ilgili kısmı kaydetmesi), kolay senkronizasyon, web tarayıcıları için “Daha Sonra Oku” butonu(eklentisi) olması, etiketlemeye izin vermesi ve belki highlight edebilmek(vurgulama yapmak).

Öyleyse kriterler;

  • Yazıyı temizleyebilme
  • Senkronizasyon
  • Tarayıcı Eklentisi
  • Etiketleme
  • Yeterli sayıda platform desteği
  • Highlight

Uzun süredir Pocket kullanıyorum. Pocket’ta 300’ten fazla makalemi arşive kaydettim ama bunlarla ilgili en büyük sorunum okuduklarımı highlight edememem. Bu sebeple alternatif uygulamalara bakmaya karar verdim.

Pocket, Instapaper, Readability denediğim üç uygulama. Ayrıca Send-to-Kindle gibi Kindle kullananlar için yazıları Kindle cihazına gönderen eklenti ve uygulamalar da var. Evernote’un Clearly’si de denenmesi gereken bir eklenti. Web sayfalarındandan notlar alabilir highlight edebilirsiniz.

Şahsi olarak Evernote Clearly’y Read-it-Later olarak görmüyorum. Çünkü web sayfalarındaki içeriği dönüştürürken, sayfayı bir not haline getiriyor. Yani highlightinght edebiliyoruz ama yanlışlıkla yazının bir kısmını da değiştirmemiz mümkün. Ayrıca Evernote Premium hesabınız yoksa mobil uygulamada tüm notları saklayamadığınız için Evernote’u read-it-later kullanmak için ya online olmanız ya da premium olmanız gerekiyor.

Bu yazıda Kindle’ı olmayan kişilerin, yazıları telefonlarından okuyabileceği üç uygulamaya yer verdim; Pocket, Instapaper, Readability…

Ayrıca bu üç uygulama IFTTT üzerinde var. Yani birbirine de bağlayabilirsiniz bu uygulamaları. Mesela, ben Pocket’a yeni gelen makaleleri Kindle’a göndermek için IFTTT üzerinden, Pocket’i Readability ile bağladım.

Pocket

  • Yazıyı Temizleyebilme: Pocket çoğu web sayfasını temizleyebiliyor.
  • Senkronizasyon: Okuma listeniz offline kullanıma açık. Arşivlenmiş ögeleri görüntülemek için internet bağlantısı gerekiyor.
  • Tarayıcı Eklentisi: Pocket’in tarayıcı eklentileri bulunuyor.
  • Etiketleme: Pocket’ta etiket desteği var.
  • Yeterli sayıda platform desteği: Pocket yeterince platform desteği sağlıyor. Bazı aygıtlar için(Kindle gibi) Pocket uygulaması bulamadığınızda IFTTT üzerinden bağlantı yapabilirsiniz.
  • Highlight: Yok.

Readability

  • Yazıyı Temizleyebilme: Çoğu web sayfasını temizleyebiliyor.
  • Senkronizasyon: Okuma listesi ve arşivlenmiş ögeler offline görüntülenebiliyor.
  • Tarayıcı Eklentisi: Firefox için eklenti yok.
  • Etiketleme: Yok(iOS uygulaması üzerinden değerlendirilmiştir.)
  • Yeterli sayıda platform desteği: Var. IFTTT bağlantıları da yapılabilir.
  • Highlight: Yok.
  • Artı Puan: Readability üzerinden okuma listesi ögelerinizi Kindle cihazınıza gönderebilirsiniz.

Instapaper

  • Yazıyı Temizleyebilme: Instapaper, Pocket ve Readability’e göre bu konuda üstün sayılabilir. İnternetteki neredeyse tüm sayfaları temizleyebiliyor. Hatta Linkedin’deki Pulse sayfalarını/postlarını bile temizleyebiliyor. Linkedin Pocket’te ve Readability’de bana sorun çıkarırken, Instapaper farklı algoritmasından dolayı bu meseleyi çözdü.
    Not: Instapaper bunu yaparken sosyal medya paylaşım butonları gibi yazıyla ilgili olmayan ögeleri de aktarabiliyor. Yani tamamen temizlenmiş bir sayfa mevcut algoritmalarla mümkün değil. Geçerli algoritmalar tanıma ve temizlik ekseni arasında bir ödünleşim gerçekleştiriyor.
  • Senkronizasyon: Okuma listesi ve arşivlenmiş ögeler offline görüntülenebiliyor.
  • Tarayıcı Eklentisi: Tarayıcı imzalı bir eklenti yapmamışlar(en azından Firefox için) bunun yerine yer imi çubuğuna eklenebilecek “sayfayı kaydet” butonu bulunuyor. Yer imi çubuğu kullanmayanlar için olumsuz bir özellik.
  • Etiketleme: Yok(iOS uygulaması üzerinden değerlendirilmiştir.)
  • Yeterli sayıda platform desteği: Var. IFTTT’de mevcut.
  • Highlight: Sadece 5 tanecik! Sınırsız için premium almalısınız. Ya da aşağıdaki yöntemi kullanabilirsiniz.
  • Artı puan: Instapaper’n uygulama menüsü Türkçe.
  • Artı Puan: Makaleleri indirebiliyorsunuz.

Instapaper Artıları topladığı için arayüzünden özellikle bahsetmek istiyorum.
Okuma listesi diğer uygulamalardaki gibi.

instapaper list
Türkçe menü(diğer uygulamalar İngilizce menüyle geliyor.)

Instapaper Menu
Pocket’ten farklı olarak yazılar ve görseller ekrana tamamen yaslanmış değil aralıklı(spacing) duruyor. Ayrıca Instapaper, karanlık modu gece kullandığınızı varsayıp görselleri karartıyor. Gözünüzün yorulmaması için düşünülmüş bu.

Tam parlaklıkta görmek için görselin üzerine dokunabilirsiniz.
instavspocket

Uygulamaya geçiş yaptığınızda ekran sepya rengine bürünüyor. Özellikle tasarlanmış gibi durmuyor çünkü ekranı hangi seçenekte(beyaz, sepya, gri, siyah) bırakırsanız bırakın, uygulamayı tekrar açtığınızda her seferinde ekran sepya seçeneğinde geliyor. Bug olsa gerek.
hata

Instapaper’n en kötü yanı sadece 5 nota izin vermesi. Evernote kullanırken sıkça kullandığım bir özelliğin yardımıyla bu 5 not olayını bir şekilde aşabiliriz. Bu özellik karakter tanıma özelliği.
Instapaper seçtiğiniz yazı parçasını .jpeg dosyası şeklinde dışarı aktarabiliyor. Bunu sayısız defa yapabilirsiniz.
Bu jpeg dosyası şöyle gözüküyor;
kısaquote

En fazla ne kadar yazıyı bu yolla aktarabiliriz diye baktım ve en fazla aktarabileceğimiz miktar aşağıdaki görselde;

maxquote

Daha fazla yazı yazınca üç nokta ile gösteriyor. Bu şekilde maksimum boyut 2048×2986 oluyor.
Ancak OCR kullanarak bir yere kadar gidebiliriz çünkü bu şekilde çalışmak pek kolay değil. Daha fazlası için premium…

Freemium hizmet verenlerin en büyük gelir kaynağı premium üyelikler. Bir kullanıcının premium üyeliğe yönelmesi diğer birkaç üyeye free hizmet verilmesini sağlıyor.

İlginç bir şekilde uygulama Türkçe’yken, web sayfası İngilizce. Ama herhangi bir dilsel sorun yok.

Kindle ile senkronizasyon yapmak da mümkün bunun için Kindle’a belge gönderim adreslerimizi ayarlamamız gerekiyor.

Setup your Kindle
Setup your Kindle
Mail listesi
Mail listesi

Setup your Kindle(Setup your Kindle başlıklı görsel) sekmesi altında verilen @instapaper.com uzantılı mail adresini 1.maddedeki adres olan Amazon’un listesine ekliyoruz.(Mail listesi başlıklı görsel)

Settings sekmesine tıklıyoruz.
3
Add a new approved e-mail dress’e tıklıyoruz.
4Açılan kutuya @instapaper.com uzantılı mail adresini giriyoruz. Add adress butonuna basınca işimiz bu tarafta bitmiş oluyor. Aşağıdaki görseldeki gibi approved mail adresses listesinde @instapaper.com uzantılı mail adresinin de olması gerekiyor.
5

Setup your Kindle aşamasındaki ekrana geri dönüp kendi Kindle adresimizi yazıyoruz.
6Kindle ile senkronizasyon imkanı olduğu gibi diğer formatlarda da çıktı alabiliyoruz.(Formatlar başlıklı görsel) Epub, Mobi, Yazıcı Dostu Sayfa, Rss çıktısı gibi.
Download
Menü’den download’a tıklıyoruz.
formats
Açılan menüden formatımızı seçiyoruz.

Dökümanlarınızı basmak istiyorsanız buna da imkan tanımışlar ve eklemişler;

Kullandığınız kağıtları geri dönüştürün lütfen!

Print options

Ekran Yönetimi – Ergonomi Yaklaşımı

Oyalanmak için 5 inç telefonla oynayan çocuklar gibiyiz. Hayatımıza giren dijital ekranlar arasında oyunumuzu bitirmeye çalışıyoruz.

Yetişkinleşmeyle aslında çocukluk oyunlarından koptuğumuzu değil şeyleri oyunlaştırdığımızı görebiliriz. Yetişkin beyinlerimiz daha kompleks simüle yetenekleriyle daha karmaşık oyunlara yöneliyor. Gamification of Things yerine Gamification of Life‘ı yaşıyoruz.

Teknolojik aletlerimizin ekranları, onları kullanım amacına göre kullanmadığımızda ergonomik olarak bize yük oluyor. Ayrıca taşınabilir cihazlar trende uyarak büyüyen ekranlarıyla taşınabilirliklerini terk ediyor.

Bu yazıda teknolojik aygıt kullanırken ekran yönetimi yapmanın gerektiğinden ve ekranların tasarımsal mükemmellikten yoksun olduklarını okuyacaksınız.

Tüketici, economicus veya ne istediğini bilen kişi değildir. (Bakınız; davranışsal ekonomi) Bu sebeple ekranı(screen) olan bir şey alırken cihazın işlevselliğini ön planda tutamayabiliyoruz.

Ekran yönetimi, alacağımız cihazları ne amaçla kullanacağımıza bağlı. Öncelikle cihazları kullanım amacına göre kullanmalıyız. (Üretim amacı ile kullanım amacı size göre uyuşmuyorsa kendi amaçlarınızı ve beklentilerinizi belirleyebilirsiniz. Yani amaçları hackleyebilirsiniz.) Sonra kullanımınızı en ergonomik hale getirmelisiniz.

Bir case(vaka) olarak, ekranı olan tablodaki cihazlara sahip olduğunuzu var sayın.

Cihaz Kullanım Amacı
Kindle kitap okumak
iPhone mobil kullanım
iPad etkileşimli kullanım
Laptop ev içinde taşınabilir kullanım
Ultrabook taşınabilir kullanım
Masaüstü bilgisayar ergonomik ve sabit(taşımak için olmayan) çalışma bilgisayarı
Televizyon seyirlik görüntü
  • Kindle:
    • Kindle kullanırken ayaktaysan Kindle’ı tutmakla ilgili statik yorgunluğun olacak. Bunu azaltmak için 10 dakikada bir Kindle’ı tuttuğun elini değiştir. Otobüsteysen, düşey demirlere tutun veya yaslan.
  • iPhone:
    • iPhone’a baktığın süreyi azaltman lazım. Bunun için arkada açık olan uygulamaları kapatma ki uygulamalar tekrar açılırken daha hızlı açılsın.
      Android’in arka plandaki uygulamalara yönelik performansı iOS’la aynı mıdır bilmiyorum.
    • Uygulamaları klasörlere koy hatta uygulamalar tek bir ekranda olsun. Ekranlar arasında geçiş yapmak gibi zaman kaybettirici bir şeye izin verme.
    • Pocket(veya InstaPaper gibi uygulamalar) uygulamasından bir yazı okumuyorsan, ekrana 30 saniyeden fazla bakma.
    • Saate bakmak için telefon kullanma.
  • iPad:
    • iPad kullanırken Smart Cover kullan. Hatta Smart Cover’a o kadar para vermeye gerek yok. Daha ucuz ve daha işlevsel tutucu kılıflar da var. Ama esas olan şey iPad’in göz hizasında olmasıdır.
      laptop: Hantallaşmış ve kalın gövdesiyle bilek ağrılarına sebep olan bu bilgisayarı daha az kullan.
  • ultrabook:
    • Lütfen masaüstü kullanım dışında kullan. İncecik gövdesiyle yazı yazmak için ergonomik olsa da ekranı göz hizasında olmadığı için tam ergonomik değil.
  • masaüstü bilgisayar:
    • Taşınabilen cihazlarınla senkronize olsun ve evdeyken, ofisteyken masaüstü bilgisayar kullan.
  • televizyon:
    • Monitor olarak kullanma. Belki dashboard olarak kullanabilirsin.

Cihazların amacına uygun olmayan isteklerimiz de oluyor. Mesela, film izlemek için ya da oyun oynamak için daha büyük ekranlı bir telefon istemek gibi. Amacına aykırı olduğu için bu kullanım sürdürülemez. Çünkü telefonun doğru(ergonomik) kullanımı için ekran göz hizasında olmalıdır. Bir şey okurken veya bir şey izlerken ekranın göz hizasında olmaması gibi bir lüks yok.

Telefon kullanımını ergonomikleştirmek için telefon tutucu kullanabilirsiniz. Direksiyona, cama, masaya ve her yere tutunabilecek tutucular var.

Ergonomik Masaüstü Bilgisayar Kullanımı (Göz-Monitör ve Dirsek-Klavye hizasına dikkat edin)
Ergonomik Masaüstü Bilgisayar Kullanımı
(Göz-Monitör ve Dirsek-Klavye hizasına dikkat edin)

Laptop kullanmak da aynı şekilde rahatsız edicidir. Çünkü klavyenin dirsek hizasında olması ve aynı zamanda ekranın göz hizasında olması gerekir. Bu yüzden laptop kullanırken bakılabilecek en ergonomik alanlar laptop ekranının üst kısımlarıdır. Alt kısımlara bakarken baş hareketleri azaltılmalı, göz hareketleri tercih edilmelidir. Alt menü çubuğunu sağ veya sol kenarlara almak iyi bir tercih olabilir. Spotlight Araması kullanmak ve uygulamalar arası geçişte klavye kısayolu kullanmak alt kısımlara daha az bakmayı gerektirecektir.

Ergonomik Laptop Kullanımı (Göz hizasını ayarlamak için tutucu gerekiyor)
Ergonomik Laptop Kullanımı
(Göz hizasını ayarlamak için tutucu gerekiyor)

Tablet cihazlar da hangi amaç için aldığınıza pek de bağlı olmaksızın destekleyici bir kılıf, tutucu, stand ile daha iyi kullanılıyorlar. Tek elle telefon tutmak zorlaşırken, tabletleri(özellikle 6 inçten büyük olanlar) iki elle tutmak bile yorucu olabiliyor.

Boyun eğilme açısı arttıkça boyna ilave yük biner.
Boyun eğilme açısı arttıkça boyna ilave yük biner.

Telefon kullanırken boynu eğerek bakmak(yukarıdaki görsel) yaygınlaştı. Ekranı göz hizasında tutmak istediğinizde uzun süreli kullanım için yorucudur. Çünkü telefonu sabit tutmak dirsek-omuz arasındaki kaslarda statik yorgunluğa sebep olur. Statik yorgunluk, dinamik yorgunluğa göre daha hızlı gerçekleşir.

Endurance
Uygulanan kuvvette ani bir düşüş(yorgunluk) gözleniyor.

Telefon teknik servisinde çalışan biriyle konuştuğumda, benden bir telefonun en çok hangi kısmının hasar aldığını tahmin etmemi istedi. Ben de “batarya bozuluyordur” dedim. Ama teknik serviste bir telefonun ekranı, en fazla değiştirilen parçaymış. Büyüyen ekranları tek elle tutmanın zorlaşması ve telefonla geçirilen vaktin artması, ekranın hasar almasına en büyük sebep.

Tek Elle iPhone Kullanmak
Apple bir zamanlar elinizin her yere erişebileceği telefonlar yapmayı önemsiyordu. Görünüşe göre Apple bu akımdan kaçamamış.

Büyüyen ekranları verimli kullanmak için ekranları nasıl tuttuğumuzla ilgili UXmatters‘da çok güzel bir makale var.

Makaleye göre(mutlaka bir göz atın) cradling kullanımı iki elle yapıldığında bilek için en uygun kullanım oluyor.

Cradling Phone Two Hand
Cradling (Görsel UXmatters’dan alınmıştır.)

Kindle Güncellemesi isimli yazımda cihazın ışığını açmanın artık daha kolay olduğunu göstermiştim. Cradlinge benzer şekilde ekranı daha verimli kullanmak daha iyi UX tasarımlarıyla mümkün. Ama UX ne kadar gelişkin olursa olsun, kullanımımızın en başında amaçlarımıza karar vermeliyiz. Daha rasyonel kararlar alırsak, daha uygun ve verimli çalışır, daha az yoruluruz.